Ana Sayfa

MİLLİ DEĞERLERİNE BAĞLI, GÜZEL AHLAKI YAŞAYAN BİR TOPLUM İÇİN

Kullanıcı Değerlemesi:  / 1
Kötüİyi 

Bazı insanlar kısa dünya hayatını istediği gibi, Allah’ın hükümlerine uymaktan kaçınarak yaşamayı tercih ederler. Allah rızası için ahlakını mükemmelleştirme yönünde bir eğlimleri yoktur. Dünyayı baz aldıkları, ahiretten gafil oldukları için güzel ahlaklı olmanın gereksiz olduğunu düşünürler. Örneğin, Allah rızası için yapılan fedakarlığı, yardımlaşmayı akılsızlık olarak görürler. Bu insanların yaşama bakış açıları, zengin, ünlü, güzel olursan ayakta kalırsın mantığı üzerine kuruludur. Bunun için cimrilik etmek, rüşvet almak, insanları kullanmak gibi eğlimleri vardır.

Allah’a derin sevgileri ve korkuları olmadığı için, ahlak kuralları da yoktur. Bu yüzden çok büyük bir ahlaki yozlaşma yaşarlar. Evet bazı toplulukların ve yöneticilerin ahlaki yozlaşmanın önüne geçebilmek adına geliştirdikleri bazı hükümler vardır. Ancak temeli Kuran ahlakına dayanmadığı için köklü bir değişim meydana getirememektedir.

Allah’ın hükümleri yol gösterici olarak görülmediğinde, her insan kendi kurallarına göre yaşamak isteyecektir. Her insanın iyilik kavramı farklı olacaktır. Ahlak kavramı kültüre, ülkelere, yaşa, yaşanan döneme göre değişecektir. Bu yüzden insanların iyilik ve ahlak kavramları üzerine tartışmalara girdiğine şahit oluruz.

Günümüzde ahlaki yozlaşma hızla artmaktadır. Din ahlakından uzak yaşamanın getirdiği bu durum, her geçen yıl değişmektedir. Bir önceki yıl ahlaki olarak yanlış olarak görülen tavırlar, bir yıl sonra meşru görülmeye başlanmaktadır. Ahlaksızlık bazı insanlar tarafından entellektüel yaşamın bir şartı olarak gösterilmekte ve özendirilmektedir. Bu yaşam biçimi ile insanların özgürleşeceği inanılmaktadır. Özgürlük elbette her insanın hakkıdır. Ancak bu şekildeki bir yaşam tarzının insanlığa özgürlüğü getireceği düşüncesi büyük akılsızlıktır.

Din ahlakından uzak bir yaşam tarzı insanlığa sevgisizliği de getirmiştir. Maneviyattan uzak toplumlarda gencin yaşlıya, yaşlının gence, zenginin fakire, fakirin zengine, akrabanın akrabaya… sevgisi ve saygısı yoktur. Doğal olarak yalnızlık insanın arkadaşı olmaktadır. İnsan yalnız olduğu için, merhamet edeceği, fedakarlıkta bulunacağı hiçbir yakını da yoktur. Böyle olunca insan sadece kendi için yaşamaya başlamaktadır. Evet bazen sevgiye benzer hisler yaşamaktadırlar. Ancak bu asla gerçek ve samimi bir sevgi değildir. Çünkü gerçek sevgide dünyevi çıkarlar yoktur.

Kuran ahlakı bir toplumda tam anlamıyla yaşanırsa bu manzaların hiçbirine rastlanılmaz. Ömrünü Allah’ın rızasını kazanmaya adamış bir insan güvenilirdir, şefkatlidir, yardımseverdir. Müslümanın sevmek için dünyevi bir beklenti içerisinde olması mümkün değildir. Müslüman insanları dış görünüşlerine göre değil, ahlakına göre değerlendirendir.

Güzel ahlakın temelinde Allah sevgisi ve korkusu vardır. İnsan Allah’ı sevince, insanları da Rabbinin bir tecellisi olarak sever, korur kollar. Bu ahlak insanların genelinde yaşanınca herkes birbirine yardım etmede, affedici olmada, sevgi ve muhabbet göstermede yarış içerisinde olur. İnsan Rabbine olan içli korkusundan ötürü hata etmekten, insanlara zarar vermekten şiddetle kaçınır. Yıllardır toplumların ve hükümetlerin çözmeye çalıştığı ahlaki yozlaşma Allah’ın izniyle bir an da son bulur. Tabi bu saydıklarım din ahlakı gerçek manada yaşandığında mümkündür.

Kuran ahlakını yaşayan aileler, çocuklarını topluma faydalı birer birey olarak yetiştirme yönünde çaba içinde olacaklardır. Bu anlamda çocuklarına da örnek olabileceklerdir. Tabi çocuklar da kalbinde Allah sevgisiyle yetiştikleri için, ailelerine karşı son derece saygılı, vatanına bağlı, milli değerlerini herşeyin üzerinde tutan vicdanlı bireyler olacaklardır.

“Mümin erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlüne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.’’ (Tevbe Suresi, 71)


User opinions